
Takvim yaprakları ile birlikte ömür sermayemiz de hızla tükeniyor. Ne zaman yaşı hayli ilerlemiş bir büyüğümle sohbet etsem ne ara o yaşına geldiğin sorgularken buluyorum. Gençlik anıları, daha sanki dün evlendiği, ilk çocuğunun haberini aldığında duyduğu heyecan ve daha nice hatıralar gözünde canlanıveriyor. Sahi ya neydi bu ömür? Bir fısıltı gibi sessiz sedasız bitiyor. Gelenler gidiyor, gidenlerin yerine yenileri geliyor. Doğduğu mahallenin sokağında top oynayan bir çocuk, çarşıda işine dalmış bir esnaf, yavrusunu bağrına basan bir anne, evi için ter döken bir baba, Aktekke Camii avlusunda bir ikindi namazını bekleyen yaşlılar, Ahmet Yesevi camii avlusunda kaldırılmayı bekleyen cenazeler… Hepsi aynı gün aynı dakika içinde olsa aslında aynı kişinin yaşam öyküsü bunlar. Bekir Sıtkı ne güzel ifade etmiş:
Kırmale yollarının sonu,
Şamkapı'ya bakar yönü,
Kırmale'den öte yanı,
Kazıla kazıla bitmez...
Evet her gelenin sığacağı bir toprak parçası var. Bu yerin üstü için de altı için de geçerli.
Ne zaman çınarın altında otursam aklıma bu düşünceler gelir. Genç bir delikanlı iken oturduğum günlerden yolun yarısını geçtiğim şu günlere… kimler geldi geçti, kaç tane cenazeye katıldım. Kaç düğüne, kaç mezuniyet programına, kaç mutluluğa ve hüzne şahit oldum.
Peygamberimiz “Ölüm gelmeden tövbe etmede acele ediniz.” Buyurmuş. Yarın yaparım deme sakın, yarın henüz elimizde değil. Gelip gelmeyeceğini de bilemiyoruz. 6 Şubat depreminin acısını sinelerimizde hissettiğimiz bu günlerde geliniz bir iç muhasebe yapalım. Kaç gönüle girdik veya kaç gönlü kırdık? Şu an küserek intikam almaya çalıştıklarımız gerçekten buna değer miydi? Hele de küstüğümüz kişi annemiz babamız ise. Yunus Emre’nin ifadesiyle:
Soğumuş şu kara gözler, belirsiz olmuş ay yüzler.
Kara toprağın altında, Gül derer elleri gördüm.
Kimisi boynunu eğmiş, tenini toprağa salmış.
Anasına küsüp gitmiş, boynun buranları gördüm.
Ey küs uyuyan, biraz sürünsün sonra barışırım diyen kardeşim! Gece ansızın ölüm gelir, semi veya küstüğün kişiyi perçeminden yakalayıverir. Bu vicdan azabıyla nereye gideceksin? Hangi merhem acını dindirecek, sıkışan kalbini, düğümlenen boğazını nasıl dindireceksin?
Egonu kenara bırak. O mesaja cevap ver, o aramaya dönüş yap, o söylemen gereken “annem/babam seni çok seviyorum cümlesi bir an önce dökülsün dudaklarından. Geç olmadan.
Ve tövbe!
Ne güzel bir başlangıç. Damarlarında gezinen şeytana ve sürekli ayağına çelme takan nefsine karşı rabbine yönel. O’nun uzattığı tövbe dalına yapış ki seni düştüğün kuyudan çıkarıp katında makam sahibi yapsın. Çünkü ölüm her zaman gelir. Geliyor da.
Ölüm seni ansızın yakalamadan tövbe ırmağına dal ve nefsinin açtığı yaraları tövbeyle tedavi et.
Ve yalnız rabbine yönel! (İnşirah / 8)
Muhyiddin İRFAN - 2026