ziyaretci sayacı


Aktif :
Bugün :
Toplam :
Recep Ayının İsimleri

Recep Ayının İsimleri

     Şunlar Receb ayına verilen isimlerdir: Receb-i Mudâr, Munsıl'ül-Esinne, Şehrüllah'il-Asamm, Şehrüllah'il-Esabb, Şehr'ül-Mutahhar, Şehr'üs-Sabık, Şehr'ül-Ferd.

    -Receb-i Mudar.

    İsmini verenlerin dayanağı, RasûlüUah (s.a.v.) efendimizin şu hadis-i şerifidir:

    - "Zaman, Allah'ü Teâlâ'nın yeri ve semaları yarattığı günden bu yana, olduğu gibi dönüp durmaktadır.

    Sene, on iki aydır. Bu aylardan dört tanesi haram aylardır. Üç tanesi peş peşe gelir ki; şunlardır: Zilkade, Zilhicce, Muharrem.

    O aylardan bir tanesi de tek gelir ki: Receb-i Mudâr olup cemaziyelahir ile şâban arasındadır."

    RasûlüUah (s.a.v.) efendimiz, burada receb ayının yerini tayin buyurmuştur. Bunun sebebi de: Arapların cahiliyet zamanında ayların yerlerini değiştirme işlemini iptaldir.

    Onların yaptığı şu âyet-i kerime ile bize anlatılmıştır:

    - "Haram ayları geciktirmek, küfürde bir ziyadelik içindir. Onunla küfre gidenler şaşırtılır." (et-Tevbe, 9/37) Onların bu ayları değiştirmeleri şöyle olurdu:

    Araplar cahiliyet zamanında, Mina dönüşünde Kenane oğullarından bir adam ayağa kalkardı. Bu adamın adına:

    -Nuaym b. Sa'lebe.

    Denirdi. Bu kimse, o topluluğun başkanı idi. Şöyle derdi:

    - Ben, istekleri kabul ederim; istediği bir şeyden dolayı kimseyi ayıplamam. Hiç bir iş, benden geri dönmez.

    Onun böyle demesine karşılık, orada bulunanlar hep bir ağızdan şöyle derlerdi:

    -Doğru söyledin. Bunun için bize bir ayı ertelemeni istiyoruz.

    Şunu demek istiyorlardı:

    - Muharrem ayının haramlığını bizden kaldır; bunu safer ayına getir.

    Bunu istemelerinin sebebi şuydu: Tâ ki, yağmacılık yapmadan, ard arda üç ay üzerlerinden geçmesin. Zira, onların geçimi yağmacılıkla olurdu.

    Onların bu isteklerini yerine getirirdi. Muharrem ayının haramlığını, safer ayının mübahlığı ile değiştirirdi. İşte, âyet-i kerimede geçen:

    - "Geciktirme." (et-Tevbe, 9/37)

    Tâ birinin manâsı budur. (Aslına göre: Nesî lâfzının)

    Ayrıca, kasden unutmak manâsını da taşır ki, bunun için, şu tabir kullanılmıştır:

    - O, geleceğinde Allah'ı unutunca, Allah da geleceğini ona unutturdu.

    RasûlüUah (s.a.v.) efendimiz, receb ayı için iki tabir kullanmıştır. Şöyle ki:

    a) Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz bu aya:

    -"Şehr-i Mudâr."

    İsmini vermiştir. Zira, Mudâr kabilesi, bu aya çok tâzim etmiş, büyük bilip saygı göstermiştir.

    b) Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz, bu ayın yerini:

    - "Cemaziyelahir ile şâban arasındadır."

    Buyurmak sureti ile tayin etmiştir. Tâ ki, bu ay geriye ve ileriye alınmaya. Yani: Daha önce, muharrem ayının safer ayına alındığı gibi. Ki, cahiliyet devrinde öyle yapmışlardır.

    Böylece, Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz, bu aya bir özellik verip kayda bağladı. Sonuna kadar haram olduğunu anlatıp üzerinde durdu.

    Şöyle anlatılmıştır: Receb ayına:

    - "Receb-i Mudâr."

    İsminin verilmesinin bir sebebi de şudur ki: O ayda, küffardan bazıları, kabilelerden birine bedduâ etti. Onların bu beddûâsı üzerine, Allah'ü Teâlâ o kabileyi helak etti.

    Denilmiştir ki:

    - Receb ayı içinde, zalimlere bedduâ etmek tutar. Keza haksızlara da.

    Üstte anlatılan manâdan ötürüdür ki: Cahiliyet zamanında Araplar, kendilerine zulmedenlere bedduâ etmeyi receb ayına bırakırlardı. Receb ayında bedduâ ettikleri zaman tutardı; boş dönmezdi.

    -MUNSIL'ÜL-ESİNNE.

    Denmesinin sebebine gelince.şöyle anlatılır:

    - Receb ayı geldiği zaman, mızraklar indirilir. Kılıçlar kınına konur. Oklar yaydan çekilir. Böylece, receb ayına tâzimle, saygı ile girilir.

    - ŞEHRÜLLAH'İL-ESAMM.

    İsminin verilmesinin sebebi ise, Hazreti Osman b. Affan'dan r.a. gelen bir rivayete dayanmaktadır. Şöyle anlatıldı:

    - Receb ayının hilâli göründüğü zaman, bir cuma günü minbere çıktı; hutbesini okudu. Sonra şöyle dedi:

    - Dikkat ediniz, bu ay Şehrüllah'il-Asamm'dır. Bu ay, sizin zekât verme aymızdır.

    Bir kimsenin üzerinde zekât borcu varsa ödesin. Sonra da, kalan zekâtını vermeye hazırlansın.

    İbn-i Enbarî şöyle anlattı:

    - Receb ayına Asamm, tâbirinin kullanılmasının sebebi şudur:

    Araplar, birbirleri ile savaşta ve cenkte iken, receb ayı gelirdi. Receb ayının hilâli göründüğü zaman; hemen silâhlarını çıkarırlardı. Mızraklarını da bırakırlardı. Artık ne silâh sesi duyulurdu; ne mızrak şakırtısı .Şöyle ki:

    Bir kimse, babasının katilini aramakta iken; onu receb ayında görse, saldırmazdı. Onu hiç görmemiş, ondan bir haber almamış gibi olurdu.

    - Asamm.

    Adının verilmesi bu sebebe dayanır.

    Denilmiştir ki:

    - Receb ayına Asamm, isminin verilmesinin bir sebebi odur ki; receb ayında, Allah'ü Teâlâ'nın, hiç bir kavmi gazabına uğrattığı duyulmamıştır. Zira, Allah'ü Teâlâ, geçmiş ümmetlere, sair aylarda azap etmiştir. Ümmetlerden hiç birine bu ayda azab etmemiştir.

    Bu ay içinde, Nuh aleyhisselâmı gemiye bindirdi. O ve beraberinde olanlar, altı ay, gemide yüzüp gittiler.

    İbrahim Nehaî şöyle anlattı: -Receb ayı, Allah'ın ayıdır.

    Nuh aleyhisselâmı bu ayda gemiye bindirdi. Nuh aley-hisselâm, gemiye bindikten sonra oruç tuttu. Beraberinde bulunan kimselere de oruç tutmaları için emir verdi.

    Bu sebeple, Allah'ü Teâlâ kendisini ve beraberinde olanları tufandan kurtardı. Yeryüzünü, şirkten ve düşmanlardan temizledi.

    Üstte anlatılan rivayeti, İbrahim Nehaî'den başkaları, Rasûlüllah (s.a.v.) efendimize bağlamışlardır.

    Bize, Hibetullah Ebu Hazim'den naklen; o dahi, Sehl b. Saad'dan r.a. naklen gelen rivayete göre; Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır:

    - "Dikkat ediniz; receb ayı, haram aylardan biridir. Nuh aleyhisselâmı Allah'ü Teâlâ o ayda gemiye bindirdi.

    Nuh aleyhisselâm, gemide iken oruç tuttu. Gemide kendisi ile beraber olanlara oruç tutmaları için emir verdi.

    Böylece, Allah'ü Teâlâ, yeryüzünü tufanla küfürden ve azgınlıktan temizledi."

    Denilmiştir ki:

    - Bu aya Asamm, adının verilmesi, şu sebepledir ki: Senin cefanı ve hatanı duymaz. Daima iyiliğini duyar. Ey mümin o, senin şerefini dinler.

    Allah'ü Teâlâ onu, senin hatalarından yana, cefalarından yana sağır eylemiştir. Ta ki: Kıyamet günü, senin aleyhine şahitlik etmeye.

    Senin için yapacağı şahitlik: Senden duyduğu iyiliğe ve onda işlediğin iyi amele dair olacaktır. Senin faziletini anlatacaktır.

    Receb ayı için:

    - ŞEHRÜLLAH'İL-ESABB

    Adının verilmesini de anlatalım. Şöyle ki: Allah'ü Teâlâ, kullar üzerine rahmet yağdırır.

    Allah'ü Teâlâ, bu ayda kullarına öyle ikramlar eder, öyle sevaplar verir ki; onları hiç bir göz görmemiştir, kulaklar duymamıştır, bir beşerin kalbine onların ne ol-duğunu anlamak dahi gelmemiştir.

    Şu rivayeti, bize Şeyh İmam Hibetullah yolu ile, İbn-i Mübarek Sakatî A'maş'tan almıştır. A'maş dahi, İbrahim, Alkama'dan almıştır.

    Alkarna dahi, Ebu Said-i Hudrî'den naklen, Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

    - "Allah katında ayların sayısı on ikidir. Yeri ve semaları Allah yarattığı günden beri bu böyledir.

    Bu aylardan dört tanesi haram ay olup şunlardır: Allah'ı asamm ayı receb.Bu ay tek başınadır. Kalan üç tanesi peş peşe olup şunlardır: Zilkade, zilhicce, muharrem.

    Receb, Allah'ın ayıdır. Şâban, benim ayinidir. Ramazan, ümmetimin ayıdır.

    Bir kimse, receb ayı içinde, imanla ve sevabını Allah'tan bekleyerek bir gün oruç tutarsa, Allah'ın en büyük rızasına hak kazanır. Firdevs cennetinin en üst katına yerleşir.

    Receb ayında iki gün oruç tutana iki kat ecir verilir. Her katın ağırlığı dünya dağlarına benzer.

    Bir kimse, receb ayında üç gün oruç tutar ise, Allah'ü Teâlâ cehennemle onun arasına bir hendek açar. Bu hendeğin uzunluğu bir senelik yoldur.

    Bir kimse, receb ayında dört gün oruç tutar ise, şu hastalıklardan afiyet bulur: Delirmek, cüzzam, abraş. Mesih deccalin fitnesinden dahi kurtulur.

    Bir kimse, receb ayında beş gün oruç tutar ise, kabir azabından kurtulur.

    Bir kimse, receb ayında altı gün oruç tutar ise, kabrinden çıktığı zaman yüzü: Bedir halindeki ay aydınlığından daha nurludur.

    Bir kimse, receb ayında yedi gün oruç tutar ise, hepsi cehennemin kapısı için olur ki: Her gün, cehennemin kapılarından birini kapatır.

    Bir kimse, receb ayında sekiz gün oruç tutar ise, cennetin sekiz kapısı vardır. Allah'ü Teâlâ her gün için cennetin bir kapısını ona açar.

    Bir kimse, receb ayında dokuz gün oruç tutar ise, kabrinden kalkarken şöyle diyerek kalkar:

    • Eşhedü en lâ ilâhe illallah.

    Ve, o kimsenin yüzü: Cennetten başka yana döndürülemez.

    Bir kimse, receb ayında on gün oruç tutar ise. Allah'ü Teâlâ onun için sırat köprüsünde her gece onun için bir yatak serer. Orada istirahat eder.

    Bir kimse, receb ayında onbir gün oruç tutar ise, kıyamet günü, ondan daha faziletli biri görülmez. Meğer ki: Onun kadar oruç tutmuş ola.

    Bir kimse, receb ayında on iki gün oruç tutar ise, Allah'ü Teâlâ kıyamet günü, kendisine iki hulle giydirir. O hallerden biri, dünya ve içindekilerden hayırlıdır.

    Bir kimse, receb ayında on üç gün oruç tutar ise, kıyamet günü onun için arşın altında bir sofra kurulur. O sofradan yer. Halbuki insanlar, şiddet için şiddettedirler.

    Bir kimse, receb ayında on dört gün oruç tutar ise, Allah'ü Teâlâ ona hiç bir gözün görmediği, kulakların duymadığı, bir beşerin dahi kalbine gelmeyen ihsanlar yapar.

    Bir kimse, receb ayında on beş gün oruç tutar ise, Allah'ü Teâlâ onu, emin kimselerin durduğu yerde durutur. Onun yanında geçen her mukarreb melek ve her mürsel peygamber ona şöyle der:

    - Ne mutlu sana, sen emin kimselerdensin."

    Bir başka rivayette, üstteki kimse için şöyle buyurulmuştur:

    - "On beş günden fazla oruç tutar ise."

    Hadis-i şerife devam edelim:

    - "Bir kimse, receb ayında on altı gün oruç tutar ise, Rahman Allah'ı ilk ziyaret edenlerden olur ve ona bakar, kelâmını da duyar.

    Bir kimse receb ayında on yedi gün oruç tutar ise, Allah'ü Teâlâ onun için her milde bir dinlenme yeri yaratır; orada dinlenir.

    Bir kimse, receb ayında on sekiz gün oruç tutar ise. İbrahim aleyhisselâmın kubbesine yakın olur.

    Bir kimse, receb ayında on dokuz gün oruç tutar ise, Allah'ü Teâlâ onun için cennette bir saray yapar ki; bu saray İbrahim Aleyhisselâmın ve Âdem aleyhisselâmın sarayının karşısına düşer.

    Bu arada, kendisi onlara selâm verir; onlar dahi kendisine selâm verirler.

    Bir kimse, receb ayında yirmi gün oruç tutar ise, semadan bir nidâcı kendisine şöyle seslenir:

    - Ey Allah'ın kulu! Allah'ü Teâlâ senin geçmişteki günahlarını bağışladı. Bundan sonrası için, yeni ameller işlemeye bak."

    Gelelim, receb ayı için:

    - ŞEHR'ÜL-MUTAHHAR.İ. . İsminin verilmesine. ' * "

    Bu isim, şu manâdan ötürü receb ayına verilmiştir: Receb ayı, kendisinde oruç tutanları günahlarından ve hatalarından temizler.

    Bu manâdaki rivayeti de Şeyh İmam Hibetullah b. Mübarek Sakatî anlatılmıştır. Bu zatın dayandığı râviler de şunlardır: Hasan b. Ahmed b. Abdillah Makarrî, Harun b. Antere ve babası.

    Bunlar, rivayetlerini, Hazreti Ali'ye r.a. kadar götürüp, ondan naklen Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmışlardır:

    - "Receb ayı, büyük bir aydır. Receb ayında bir gün oruç tutana, Allah'ü Teâlâ, bir senelik oruç sevabı yazar.

    Receb ayında iki gün oruç tutana, Allah'ü Teâlâ iki senelik oruç sevabı yazar.

    Receb ayında üç gün oruç tutana, Allah'ü Teâlâ, üç senelik oruç sevabı yazar.

    Receb ayında, yedi gün oruç tutana, Allah'ü Teâlâ, cehennem kapılarını kapatır.

    Receb ayında, sekiz gün oruç tutana, cennetin sekiz kapısı açılır. Hangisinden isterse girer.

    Receb ayında on beş gün oruç tutan kimsenin kötülükleri iyiliğe çevrilir. Semadan bir nidâcı şöyle seslenir:

    - Sen bağışlandın. Yeni ameller işlemeye bak.

    Her kim, receb ayında oruç tutmayı artırır ise, Allah'ü Teâlâ ona ihsanını artırır."

    Şeyh İmam Hibetullah b. Mübarek Yunus yolu ile aldığı rivayeti, Hazreti Hasan'a r.a. ulaştırarak; Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmaktadır:

    - "Bir kimse, receb ayında bir gün oruç tutar ise, onun tuttuğu bu oruç; otuz seneye bedeldir."

    Şeyh İmam Hibetullah; Hasan b. Ahmed b. Abdillah Makarrî, Alâ b. Kesir yolu ile gelen rivayette mekhul şöyle anlatmıştır:

    - Bir adam, Ebu Derda'ya r.a. receb ayında tutulan oruçtan sordu; Ebu Derda r.a. ona şöyle dedi:

    - Sen, bana cahiliyet devrinde dahi tâzim edilen bir aydan sordun. İslâmiyette, onun değeri büyüklüğü daha da artmıştır.

    Bir kimse, receb ayında, sevabını Allah'ü Teâlâ'dan bekleyerek, sırf onun rızasını dilerse, onun tuttuğu bu oruç Yüce Allah'ın gazabını söndürür. Kendisine cehennem kapılarından biri kapatılır.

    Bu orucuna karşılık, kendisine yer dolusu altın verilecek olsa; onun için bir mükâfat olamaz.

    Kıyamet günü verilecek sevap müstesna, dünyada onun ecrine hiç bir şey yetmez.

    Oruçlu olarak akşamı ettiği zaman; kendisi için on makbul duâ vardır.

    Bu duâsı ile, dünyada iken bir şey isterse, kendisine verilir. Verilmezse, kendisi için âhirette sevabı birikir. Fazilet itibarı ile onun ettiği duâ: Allah'ın velî kullarının, doğru saf kullarının duâsının değerindedir.

    Bir kimse, receb ayında iki gün oruç tutar ise, kendisine üstte anlatılan sevap verilir. Ayrıca, sıddık zatlardan on kişinin, ömürleri boyunca yaptığı sevap kadar sevap verilir. Bu sıddıklara tanınan şefaat hakkı kendisine de tanınır.

    Yani: Onlar, nasıl günahkâr kardeşlerine şefaat ederlerse, bu da onlar gibi şefaat eder.

    Ve, kendisi, o sıddıkların grubuna dahil olur; hatta cennete de onlarla birlikte girer. Onların arkadaşı olur.

    Bir kimse, receb ayında üç gün oruç tutar ise, üstte anlatılan sevaplar kadar kendisine sevap verilir. Ayrıca, Allah'ü Teâlâ, onun orucunu açtığı sırada şöyle buyurur:

    - Bu kuluma; sevgim, dostluğum gerekli oldu. Ey meleklerim, sizi şahit tutuyorum; onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladım.

    Bir kimse, receb ayında dört gün oruç tutar ise, kendisine üstte anlatıldığı kadar sevab verilir. Bundan başka, kalb sahibi tevbekârlara verilen sevap kadar da sevabını artırır. Onun amel defteri dahi, ilk kurtulanlarla birlikte verilir.

    Bir kimse receb ayında beş gün oruç tutar ise, üstte anlatıldığı kadar sevab alır. Bundan başka, kıyamet günü onun yüzü mehtaplı gecenin ayı kadar parlak olur. Onun için aliç çöllerindeki kumlar kadar sevap yazılır. Kendisi cennete girdiği zaman şöyle denir:

    - Ne istiyorsan iste.

    Bir kimse, receb ayında, altı gün oruç tutar ise, üstte anlatıldığı kadar sevap verilir. Bunun dışında kendisine bir nur ihsan edilir ki: Bununla, kıyamet günü orada toplananların tümü aydınlanır.

    Ayrıca, kıyamet günü, kendisi her bakımdan güven içinde olan kimseler arasında dirilir. Sırat köprüsünü dahi, hesap vermeden geçer.

    Ayrıca, ana baba hakkı, akraba hakkı üzerinde var ise, bunlardan da kurtulur.

    Kıyamet günü, Yüce Allah'ın huzuruna çıktığı zaman, onu iyi karşılar; kendisine teveccüh yüzü gösterir.

    Bir kimse, receb ayında yedi gün oruç tutar ise, üstte anlatılan sevaplar kendisine verilir. Bunlardan başka, kendisine cehennemin yedi kapısı kapatılır. Allah'ü Teâlâ, onu yakmayı ateşe haram eder. Cennete girmeyi dahi, onun için gerekli kılar ve gider istediği yerde yerleşir.

    Bir kimse, receb ayında sekiz gün oruç tutar ise, üstte anlatılan sevaplar aynen verilir. Bundan başka, cennetin sekiz kapısı ona açılır. Onların hangi kapısından canı isterse oradan girer.

    Bir kimse, receb ayında dokuz gün oruç tutar ise, üstte anlatıldığı kadar kendisine sevap verilir. Kıyamet günü, her bakımdan güven içinde olan zatlarla dirilir. Kabrinden kalktığı zaman dahi, yüzü nurla parlar. Onun nurundan, orada toplananlar aydınlanırlar; hatta şöyle diyecek olurlar:

    - Bu Mustafa Peygamber olmalı.

    Orada, kendisine verilecek sevabın en küçüğü, hesap vermeden cennete girmek olacaktır.

    Bir kimse, receb ayında on gün oruç tutar ise, ne güzel olur, ne güzel. Kendisine üstte anlatıldığı kadar sevap verilir; on katı da eklenir. Ve onu: Allah'ü Teâlâ, kötülükleri iyiliğe çevrilen kimselerden eyler. Ve o kul: Dünyada iken Allah için adalet üzere, Yüce Allah'a yakınlık bulan kimselerden olur. Yine o kimse: Bin sene oruç tutan, namaz kılan, sabreden sevabını Allah'tan bekleyen kimse gibi olur.

    Bir kimse, receb ayında yirmi gün oruç tutar ise, üstte anlatılan mikdarda kendisine sevap verilir. Yirmi katı ecrini artırır. Kendisi, İbrahim Halilüllah aleyhisselâma komşu olur. Hemen hepsi hatalı sayılan Rabia ve Mudar kabilesi sayısı kadar kimselere şefaat eder.

    Bir kimse receb ayında otuz gün oruç tutar ise, üstte anlatıldığı kadar sevap verilir. Bundan başka, otuz kat da sevabı artırılır. Bu arada, bir nidacı semadan şöyle seslenir:

    - Ey Allah'ın sevgili kulu, büyük ikrama nail olacağını müjdelerim.

    Soruldu:

    - Büyük ikram nedir? Şu cevabı verdi:

    - Cemil olan Yüce Allah'ın yüzünü görmektir. Peygamberlere, sıddıklara, şehidlere, salihlere arkadaş olmaktır. Bunların arkadaşlığı pek güzeldir.

    Yarın perde açıldığı, Kerim Allah'ın büyük sevabına kavuştuğun zaman ne mutlu sana.

    Bu kimseye ölüm meleği geldiği zaman; ruhunu teslim edeceği sırada Allah'ü Teâlâ kendisine firdevs havuzlarının içkisinden içirir. Ölüm halini ona kolay eder. Hatta, ölüm acısını hiç görmez.

    Kabrinde suya kanmış olarak kalır. Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizin kevser havuzuna varıncaya kadar susuzluk duymaz.

    Kabrinden kalktığı zaman, kendisini yetmiş bin melek uğurlar. Onların beraberinde inciden, yakuttan takılar ve giysiler vardır. Kendisine şöyle derler:

    - Ey Allah'ın veli kulu, bir an evvel Rabbına kavuş. Dünyada iken, gündüzleri onun için susuz kaldın; bedenini erittin.

    Ve, kıyamet günü, adn cennetine ilk giren kimse bu olacaktır. Hem de kurtulanlarla beraber. Allah onlardan razıdır; onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Bu ne büyük na-iliyettir.

    Şöyle devam etti:

    - Şayet o kimse, her tuttuğu oruç günü, günlük yiyeceği kadar da sadaka verecek olursa, heyhat heyhat heyhat. artık bunun alacağı sevaba zor yetişilir.

    Bu kulun aldığı sevap kadar sevap almak için cümle halk biraraya gelecek olsalar; Allah'ü Teâlâ'nın bu kula ihsan ettiği sevabın kırkta birini dahi alamazlar.

    Abdullah b. Zübeyr r.a. şöyle anlattı:

    - Bir kimse, Şehrüllah'il-Asamm olan receb ayında bir kulun sıkıntısını giderecek olsa, Allah'ü Teâlâ ona kıyamet günü, firdevs cennetinde gözünün görebildiği kadar uzunlukta büyük bir saray verir.

    Dikkat ediniz, bu ayda ikram sahibi olunuz; Aziz Celil Allah'tan bir ikrama nail olursunuz.

    Ukbe b. Selâme b. Kays Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizden bir hadis-i şerifi şöyle anlattı:

    - "Bir kimse, receb ayında sadaka verecek olur ise, Allah'ü Teâlâ onu cehennem ateşinden uzaklaştırır. Hem de, yavru iken yuvasından çıkan taa, ihtiyarlayıp ölünceye kadar havada uçup giden karganın gittiği uzaklık kadar."

    Denilmiştir ki:

    - Bir karga beş yüz sene yaşayabilir. Gelelim receb ayı için verilen: -SABİK.

    Adına, Receb ayı, haram aylarının ilki olduğu için, bu isim kendisine verilmiştir.

    Receb ayına: -FERD.

    Adının verilmesine gelince, diğer üç aydan ayrı ve tek olduğu için bu ad ona verilmiştir.

    Sevr b. Zeyd tarafından gelen rivayete göre; Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz veda hutbesinde FERD ismi için şöyle buyurmuştur:

    - "Zaman, Allah'ü Teâlâ'nın yeri ve semaları yarattığı günden bu yana; olduğu gibi dönüp durmaktadır.

    Sene, on iki aydır. Bu aylardan dört tanesi, haram aylardır. Üç tanesi peş peşe gelir ki, şunlardır: Zilkade, zilhicce, muharrem.

    Bir tanesi de tek (FERD) gelir ki: Receb-i Mudâr olup cemaziyelâhir ile şâban arasındadır."

Gavsul azam Seyyid Abdulkadir Geylani  (r.a.)

 

Seyyid Muhammed Karamani ks Kimdir?
Hava Durumu
Ziyaretçilerimizden Gelen Mesajlar
tarih
Hakkımızda

Hakkımızda
Misyon
Vizyon
İletişim

Telefon : 0544 603 34 08

Adres : Kirişci Mah. İbrahim Baran Cd. Erdural İş Merkezi Kat:3 No:10 Merkez KARAMAN
© Copyright 2012 Her Hakkı Saklıdır
Proteks Bilisim Teknolojileri
Aktif :
Bugün :
Toplam :