ziyaretci sayacı


Aktif :
Bugün :
Toplam :
Yolumuzun Adabı 4

Yolumuzun Adabı 4 (Tarikat-ı Kadiriyye)

Kadiri Tarikatında Yüce Allah cc Vasıl Olma Yolları ve Adabı 4

Rahman ve Rahim olan Allah’ın cc. adıyla,

Pek aziz ve muhterem kardeşlerim,

Geçen haftaki dersimizde, bir ehli irfanın yolumuzdan nasıl istifade edeceğinin, adabını anlatmaya gayret etmiştik. O dersimizde üç ana başlık belirlemiş idik. İlk başlığımız, ihlas, ikinci başlığımız teslimiyet, bu akşam ki dersimizde ise, üçüncü başlığımız olan muhabbet konusu ele alacağız.

Sevgili kardeşlerim,

Sultanımız Seyyid Abdulkadir Geylani (r.a.) hazretleri bir ihvanın bu yoldan feyz alabilmesi için ilk önce, fena fil’ ihvan makamını geçmesi gerektiğini bildiriyor. Yani irfan meclisine gelen bütün kardeşlerimizi Allah için çok sevmemizi istiyor. Bu makam, biraz zordur ama çok önemlidir. Öyle ki bu makamın lezzetini alan kardeşlerimiz, irfan meclisindeki kardeşlerini görmeden edemez hale gelir. Onları görünce, kalbinden muhabbet pınarları fışkırır. İşte bu çok güzeldir. Bu makamda takılı kalan kardeşlerimiz ise kardeşlerinin hatasını, kusurunu, eksiğini, noksanını, aramaya başlar. Ufacık bir hata ve kusurundan dolayı hem meclise, hem de ona darılır, kırılır ve küser. Sohbete niçin gelmiyorsun, diye sorulduğunda ise filan arkadaşa dargınım, ona kırıldım, onun için gelmiyorum, der. Meclisten soğur gider. Bu davranış şeytanın bir hilesidir, onun için bu hileye ve tuzağa düşmemeliyiz. İrfan meclisinin bütün mensuplarını ayırt etmeden Allah için sevmeli, muhabbet beslemeliyiz.  Kardeşlerimizin hatası olabilir, yanlışları olabilir, biz onları yine de sevmeye devam etmeliyiz. Önemli olan insanları hatasıyla sevebilmektir.  Aşk Eri Hazreti Mevlana Celaleddini Selçuki (k.s.)  ne buyuruyor; ”Kusursuz dost arayan dostsuz kalır “  onun için kardeşlerim; yolumuzun birinci basamağı ihvan kardeşlerimizi Allah için canı gönülden sevmek ve bu sevginin ispatı olarak da onların hatalarını bağışlamak, ötelememek, itelememek, dışlamamak, aksine; sarıp sarmalamak ve kucaklamaktır.  Eğer bir ehli irfan şeyhinin kendisini sevmesini istiyorsa, Piri Geylani’nin kendisini sevmesini istiyorsa, Resulullah (s.a.v.) Efendimizin kendisini sevmesini istiyorsa; yapması gereken ihvan kardeşlerini sevmek, sevmek ve sevmektir. İşte; O vakit mürit baktığına Allah için bakmaya, sevdiğini Allah için sevmeye ve yaptığı bütün amelleri yalnız Allah için yapmaya başlar ki; işte bundan sonra ki, hayatı çok daha güzel manevi hallere gebedir. 

Kardeşlerim,

Yolumuzda ikinci basamak ise, mürşidi kâmilimizi Allah için çok sevmektir.

Şeyhimizi çok sevmeliyiz. Bir derviş, Mürşidi kâmilini malından, servetinden, çoluk çocuğundan, hatta kendi nefsinden, daha fazla sevmeli ona güvenmeli ve ona değer vermelidir.

Mürşidi kâmilimize gösterilen sevgi, saygı ve hürmet, Yüce Allah (cc) içindir. Bu makama sultanımız Seyyid Abdulkadir Geylani (r.a.)  “fana fiş’-şeyh” diye tarif ediyor. Yani şeyhinde fani olmak onu öylesine bir sevgiyle sevmek ki; onda kaybolmak her hal ve hareketiyle ona benzemektir.

Asrısaadetten bir örnek verecek olursak;

Bir gün Hazreti Ömer (r.a.) ile Fahri Kâinat Resullerin en mükemmeli (s.a.v.) Efendimiz beraber oturuyorlardı. Efendimiz (s.a.v.)  Hazreti Ömer’e hitaben şöyle buyurdu:

-Ey Ömer beni ne kadar seviyorsun?

Hazreti Ömer:

-Ya Resulullah seni canımdan çok seviyorum. Dedi.

Efendimiz:

-Olmadı ya Ömer. Buyurdu.

Hazreti Ömer:

-Ya Resulullah seni canım ve malımdan çok seviyorum

Efendimiz:

-Olmadı ya Ömer. Buyurdu.

Hazreti Ömer:

-Ya Resulullah seni canımdan, malımdan, anamdan, babamdan ve her şeyden daha çok seviyorum deyince:

-İşte ya Ömer şimdi imanın kemale erdi.” Buyurdu.1

Aziz kardeşlerim:

Bizlerin de bu manevi yolda ilerlememiz, mürşidimizi her şeyden daha çok sevmemize bağlıdır. İnsan birisini severse o sevdiği kişi için her şey yapar. Sevmeden hiç yol alınmaz. Mürşidimizi seveceğiz ve sevgimizin alameti olarak da; hürmette, hizmette, edepte ve erkânda hata yapmamaya gayret edeceğiz. Ve onun tarif ettiği Kur’an ve sünnet yolundan hiç ayrılmadan yürüyeceğiz.  Hem şeyhimi seviyorum diyor, hem günah işler ve hem de tavsiyelerine uymaz isen bu yalancılık, ikiyüzlülük olur ki; bu hal Allah korusun hiç hoş bir hal değildir.

Kardeşlerim:

Kâmil bir mürşidin Allah rızasından başka bir arzusu yoktur. Hak yolunda ona tabi olmak, Allah ve Resulüne tabi olmak demektir. Bunun için samimiyet ve çok saf (arı, temiz, sade)  bir sevgi gerekir. Bu muhabbetin devamı ve bir ileri derecesi Hz. Resulullah (s.a.v.) Efendimizi bütün benliği ile sevmek ve bütün davranışlarında sünnetine uygun hareket etmektir. Buna Pirimiz Seyyid Abdulkadir Geylani (r.a.) Hazretleri  “Fena fi’r-Resûl” makamı diyor.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, (s.a.v.)  kendisinin ne derece sevilmesi gerektiğini şöyle belirtmiştir:

“Allah’a yemin ederek söylüyorum ki; ben bir kimseye ailesinden, çoluk çocuğundan, anne-babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, o kimse gerçek manada iman etmiş olmaz.2

Muhabbetin en üst derecesi, Allah’u Teâlâ’ya kalben bağlanmak ve O’na hakkıyla kulluk yapmaktır. Bütün zikir, fikir, ibadet ve hizmetlerin hedefi Allah sevgisidir. Bu doyumsuz ve ölümsüz sevgiye ulaşma hâline, Pirimiz Seyyid Abdulkadir Geylani (r.a.) Hazretleri  “Fena fi’l-lah” mertebesi diye tarif eder. Manası, kendi iradesini Yüce Allah’ın iradesine tabi etmek, O’nun emirlerini noksansız yerine getirmek, hep O’nun sevdiğini sevmek, ilahi sevgi içinde kendini kaybetmektir.

Mürşide muhabbet, mümine güzel ibadet yapma şevkini kazandırır. Güzel ibadet, insanı kâmil yapar. Kâmil insanın hediyesi, Yüce Allah’ın muhabbeti ve cemalini seyirdir. Bundan daha büyük bir nimet var mıdır?

Şunu da belirtelim ki; muhabbet zorlama ile olmaz. Allah’u Teâlâ’dan samimi muhabbet istenmelidir. İnsanın iradesiyle yapabileceği şey, edep ve saygıdır. Mürşidi kâmiller terbiye için edep ve saygıyı yeterli görürler. Yeter ki mürit edepli ve sabırlı olsun.

Kardeşlerim,

Mürşidini seven bir mürit, onun emirlerine harfiyen uyar. Tarif ettiği çizgiden hiç çıkmaz.  Eğer kendi başına hareket ederse, o vakit sıkıntılar baş gösterir. İyi şeyler yaptığını zanneder ama iyi şeyler yapmıyordur. “Bir insan bir gemiye binmeden önce özgürdür. İsterse o gemiye biner isterse binmez ama bindikten sonra o geminin kural ve kaidelerine harfiyen uymak zorundadır.” Hiçbir mürit başına buyruk hareket edemez. İster vekilimiz, ister halifemiz, ister mollamız, ister çavuşumuz, ister müridimiz olsun yaptıkları her işte, merkeze danışmalı ve mürşidi kâmilin görüşü alınmalıdır. Eğer bir silsileye bağlı isen bu zorunludur. Başıbozuk hareket etmek, hem Kur’an’a, hem Resulullah (s.a.v.) in sünnetine ve hem de piri Geylani (r.a.) hazretlerinin yolunun edep ve erkânına aykırıdır. Bu şekilde davrananlar, maddi ve manevi olarak karşılığını bulurlar. Askeriyede emir komuta zinciri neyse, yolumuzda da aynıdır. Bu kurallara riayet mecburidir. Hiç kimse kendisinden icazet aldığı mürşidinden izinsiz; görüşü alınmadan, müsaade istenmeden, neresi olursa olsun, bulunduğu ilin dışında zikir törenleri düzenleyemez. İzin almadan yapılan işlerin sonu hüsrandır. Eğer ben yaparım diyorsa, o vakit bu halkanın başında bulunan Hazreti Fahr-i Kâinat (s.a.v.) başta olmak üzere sırasıyla silsilemizde bulunan herkesi üzmüş, onların gözünden düşmüş olur. Allah muhafaza, bu da o kardeşin felaketi ve sonu demektir. Onun için kardeşlerim; her ehli irfan sorumluluğunu bilmeli ve bu bilinç içerisinde hizmet etmelidir. Dünyada ve ahirette kurtuluşun yegâne yolu itaatten geçmektedir.

 Selam ve Dua ile..

Hizmetkâr 02.12.2014

Dipnotlar

1.     Ruhu’l Beyan Tefsiri

2.     Buhari, Müslim

Seyyid Muhammed Karamani ks Kimdir?
Hava Durumu
Ziyaretçilerimizden Gelen Mesajlar
tarih
Hakkımızda

Hakkımızda
Misyon
Vizyon
İletişim

Telefon : 0544 603 34 08

Adres : Kirişci Mah. İbrahim Baran Cd. Erdural İş Merkezi Kat:3 No:10 Merkez KARAMAN
© Copyright 2012 Her Hakkı Saklıdır
Proteks Bilisim Teknolojileri
Aktif :
Bugün :
Toplam :