ziyaretci sayacı


Aktif :
Bugün :
Toplam :
Günahları Küçük Görmek

Günahları Küçük Görmek

Bismillahirrahmenirrahim

Zat ‘ına ait muhabbet tecellilerinin yenilenmesi hasebince yenilenen ve sürekli olan yardımıyla tüm zuhur yerlerine nispetle rahman olan ve bütün bu zuhur yerlerinin hülasası, mahlûkatın zübdesi olan,  her iki yaradılış itibarıyla dünya ve ahirette; zahir – batin, ilk- son şeklindeki her iki mertebeyi de şamil tam velayet ve umumi bir nübüvvet ile tüm mertebe ve mezahiri kuşatan insana nispetle de rahim olan ve zat’ının vahdetinde gizli olan isim ve sıfatlarının muktezasınca zuhur ettiği her şeyde zahir olan, dolayısıyla de isim sıfatlarının çokluğunca çok görünen Allahın adıyla… Başlarım (1)

Pek aziz ve muhterem kardeşlerim,

Ömrümüz su gibi akıp gitmektedir, zaman her gecen gün aleyhimize işlemektedir, vakit daralmakta, zaman tünelinin ucu görünmektedir. Gecen günlerin telafisi mümkün olmamaktadır. İmam-ı Şafi Hazretleri‘nin dediği gibi:

“Zaman keskin bir kılıç gibidir eğer sen onu kesmezsen o seni keser.”  (2)

Bundan dolayıdır ki ömrümüzü çok iyi değerlendirmeli ömür sermayemizi ahiret mutluluğuna çevirmeliyiz. Allah Resulü (s.a.v.) Efendimizin Medine,ye vardığı gün Medine de neccar oğullarının mahallesinde kıldığı ilk Cuma hutbesinde şöyle demişti:

 “Ey insanlar Ey Allah’ın kulları istikbaliniz için bu dünyada yatırım yapın ahiret yurdunuz için yatırım yapın.”  (3)

İşte kardeşlerim bizde bu gün bir muhasebe yapalım ömür muhasebemizi yapalım günahlarımızı gözümüzün önüne getirerek vakit geçirmeden, fırsat elde iken, tövbe ve istiğfar edelim.

Rabbimizin dergâhına el açıp “Ya ilahi çok pişmanım ben bütün günahlarıma tövbe ediyorum beni bağışla, senden başka gidecek kapımız yok Ya Rabb.” diye gözyaşımızla beraber af dilemeliyiz.

Yüce Rabbimiz canı gönülden pişman olunarak edilen bir tövbeyi asla geri çevirmez ama şunu unutmamalıyız. Tövbede sebat etmedikçe ve günahları bırakıp terk etmedikçe Rabbimizin yardımını beklemek asla doğru olmaz. Hem tövbe edip, hem de günahlarda ısrarcı olmak yüzsüzlüktür, arsızlıktır. Rabbimizin rahmeti mağfireti boldur bundan hiç şüphemiz yok. Lakin hesabı da azabı da o nispetle şiddetli  ve çetindir..

Bir insanının tövbesinin kabul olması için, tövbenin Rabbimizin yanında makbul olması için büyük günahları terk etmek lazım olduğu gibi, küçük günahları da terk etmeli, hem zahiri hem de batını olarak da günahların ter ki gerekmektedir. Batını günahlarımız olan kin, kötü zan,  haset, fesat, vesaair günahları da terk etmek lazımdır.  Gerçek bir kurtuluş için bu şekilde olması gereklidir..

Rabbimiz Kuran ı Kerimde şöyle buyurmaktadır.

“Eğer siz, yasakladığımız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız. (4)

Sevgili kardeşlerim,

 Nasıl ki küçük taşlar birike birike koca koca dağları oluşturuyorsa bizim mekruh deyip veyahut küçük gördüğümüz günahlar yarın kıyamet gününde bir bakmışız ki, dağlar kadar büyük olmuş. Onun içindir ki hiçbir günahı küçük görmemeliyiz.

Konumuzla ilgili olarak Allah Resulü (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor:

Allah Resulü (s.a.v.)  ashabıyla birlikte bir vadiye geldi. Ashabına odun toplamasını söyledi.   Oysa görünürde odun yoktu. Ashap, çalı, çırpı dışında çevrede odun görmediklerini söylediler. Allah Resulü (s.a.v.) ele geçirdiklerinizi küçük görmeyin, bir kimse üst üste bir şeyler bulup biriktirir se bunların büyüyüp gittiğini görür.

Allah Resulü (s.a.v.) bundan sonra söyle devam etti;

“Hayır, ve şer, cinsi küçük şeyleri de böyle görmelisiniz. Küçük günah büyük günaha, büyük günah küçük günaha katılır. Hayır, hayra, şer de şerre katılıp, bunlar da bir araya geldiği zaman büyür. Tek başına olduğu gibi küçük kalmaz.” (5)

Sevgili kardeşlerim, Hz. Mevlana Mevnevi’sinde bize şu örneği anlatır;

“Adamın birisi bir yol kenarına bir dikenli çalı fidanı eker. Zaman la dikenli çalı,  yoldan geçenlere zarar vermeye başlar. Halk çalıyı eken adamı padişaha şikâyet eder. Ve o çalıyı yerinden söküp atmasını isterler. Padişah adamı çağırır ektiği çalının yoldan geçenlere zarar verdiğini, halkın şikâyetçi olduğunu, onu yerinden sökmesi gerektiğini söyler. Adam sökeceğini va’deder ve saraydan ayrılır…

Aradan geçen zaman içerisinde çalı hızla büyümekte artık yoldan insanların geçemeyeceği şekle gelmektedir. Adam ise bu gün yarın sökerim deyip işi savsaklamaktadır. Halk yine şikâyetçi olur. Padişah adamı tekrar çağırır ama çalı iyiden kök salmış dalları genişlemiş sökülemeyecek bir duruma gelmiştir.”(6)

İşte kardeşlerim,

Hz. Mevlana’nın verdiği bu örnekte olduğu gibi tövbe edilmeyen günahlar küçük gördüğümüz hata ve kusurlar gönül dünyamıza kök salar. Tövbe etmesek, Rabbimizden affımızı istemesek, tövbe etmeyi son nefese bırakırsak, gönül dünyanızda tedavisi mümkün olmayan derin yaralar açacaktır.

Tövbe edilmeyen günahlar vesilesiyle îmani hassasiyetimizi yitireceğimiz, günah işlerken yüzümüzün kızarmayacağı, utanmayı, sıkılmayı unutacağımız ve bizim için günah işlemek sıradan bir işmiş gibi karşımıza çıkacaktır. Bu tövbesini etmediğimiz günahların meyvesidir.

Bu konuda Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.

“Mümin bir kul işlediği günahı üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür. Münafık ise bir sinek gibi görür. Günahın küçüklüğüne, büyüklüğüne bakmayıp kime karşı işlendiğine bakmak lazım gelir.” (7)

İşte sevgili kardeşlerim,

Ehli irfana düşen vazife günahın her türlüsünden sakınmak, Allah’ ı razı edecek amelleri işleme gayretinde olmak, velev ki bir hata ve günah işlemişse bile hemen Allah zül celalin kapısına el açıp günahının affını istemektir.

Hata ve kusurda ve günah işlemekte asla ısrarcı olmamalıdır. “Bu gün tövbe ederim, yarın tövbe ederim, daha yaşım genç, hele bir kırk yaşına geleyim, dünyanın lezzetlerini tadayım, gençken dünyadan hevesimi alayım, ihtiyarlayınca ibadet yaparım.” gibi sözlerle asla kendimizi kandırmayalım. Ebu Turab Hazretleri’nin dediği gibi;

“Bu günü düşünürüm acaba yarın varmıdır, gençliğinede güvenme ölenler hep ihtiyar mıdır?” (8)

Sohbetimi sonlandırırken Allah (c.c.) himmetine bizleri nail etsin Yahyalılı Muhterem Hacı Hasan Efendi  (k.s.) bir bayram sohbetinde bizlere şu kıssayı naklediyor;
“Malik bin Dinar (k.s.) Hazretleri bir gün yolculuğa çıkıyor. Öyle ki denizler onun önünde tozlu yol oluyor.

Bir yere geldiğin de bir çocuk görüyor, çocuğun önünde bir kum öbeği var, kumları savuruyor ve bir yandan da ağlıyor. Onun bu halini görünce bu çocuğa selam versem mi? Yoksa vermesem mi? diye aklından geçiriyor. Yanına  varınca “Esselamun Aleykum” yavrum deyince çocuk; “Ve Aleykum Selam Ya Malik ibni Dinar.” Der. Evladım ben buraya iki üç aylık mesafeden geldim. Birde beni burada kimse tanımaz. Benim ismimi kimse bilmez, sen benim ismimi nereden bildin. Diye sorar, çocuk; “Ben seni âlemi ervahtan biliyorum.” Malik bin Dinar bu çocuğun dediği acaba doğrumudur. İmtihan edeyim diye bir soru sorar. Ve der ki; “Ey evladım insana aklı ne yapar? Nefsi ne yapar? Çocuk;

“Nefsi size yaptığını yapar, aklı da size yaptığı gibi yapar.”  Bana ne yaptı ki? : çocuk;

“Sen ileriden geliyordun ya, selam vereyim mi? vermeyeyim mi? diye aklından geçirdin. Vermesem; Çocuktur diyende nefsindi. Ey Malik bin Dinar! Nefis her zaman isyanı emreder. Akıl her zaman iyiliği ve güzelliği emreder. Orda nefsin vereyim mi? Vermeyeyim mi? Dedi. Yanıma gelince ise, aklın galip geldi ve selam verdin.” der.

Sonra Malik bin Dinar şöyle dedi;

“Ey evladım sen böyle toprak ile oynayıp toprağı niçin böyle savuruyorsun?” çocuk şöyle cevap verdi;

“Efendim ben oynamıyorum, ibret alıyorum.”  Malik bin Dinar, evladım toprağın nesinden ibret alıyorsun? Dedi.

“Efendim hepimiz topraktan yaratıldık. Toprağı savuruyorum çünkü senden geldim yine sana döneceğim diyorum.”

Peki, evladım hem ağlıyorsun hem de gülüyorsun ikisi bir arada olur mu?

“Ağladığımın sebebi, Allah’ın gazabından korkuyorum.  Yüce Allah’ın ayetlerinden bin tanesi azap ayeti olduğu için onları düşünüyorum da ağlıyordum. Gülmeme gelince ise Allah’ın;

“Lâ taknetû mir rahmetillah innellâhe yağfiruz zünûbe cemîâ innehu hüvel ğafûrur rahîm.”  (9) Ayeti kerimesinde belirttiği gibi,  

“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, Ğafur ve Rahîmdir, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır.”  buyuruyor da affedeceği için gülüyordum.

Acaba azap eder mi? Diye de ağlıyordum.

Malik bin Dinar şöyle der;

Ey evladım! Sen daha çocuksun, Allah sana azap eder mi? Öyle deme Ey Malik bin Dinar! Anam ocağa odunları koyarken, büyükler tutuşsun diye önüne küçükleri koyuyor.  Önce kibriti küçük odunlara tutuyor. Acaba cehennemin tuturuğumu olurmuyum? Diye ağlıyorum.  (10)  der.

Dünyasına, dünyasına,

Aldanma dünyasına 

Dünya benim diyenin

Dün gittik dün yasına.! 

Selam ve dua ile.

Hizmetkâr – 01.02.2013

 

Dipnotlar

1- Seyyid Abdulkadir Geylani (k.s.) – Geylani tefsiri cil/ 2- sf. 349

2- İmam-ı Şafi (r.a.)- Tabakatül Kübra

3-Muhammed Emin Yıldırım – Hicret konulu sohbet

4-Nisa Suresi, ayet/31

5- Taç Tercümesi

6-Hazreti Mevlana (k.s.)-  Mesnevi Şerif

7-Riyazussalihin

8-Ebu Turap (k.s.)

9-Zümer Suresi, ayet/53

10-Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (k.s.) 

Seyyid Muhammed Karamani ks Kimdir?
Hava Durumu
Ziyaretçilerimizden Gelen Mesajlar
tarih
Hakkımızda

Hakkımızda
Misyon
Vizyon
İletişim

Telefon : 0544 603 34 08

Adres : Kirişci Mah. İbrahim Baran Cd. Erdural İş Merkezi Kat:3 No:10 Merkez KARAMAN
© Copyright 2012 Her Hakkı Saklıdır
Proteks Bilisim Teknolojileri
Aktif :
Bugün :
Toplam :