ziyaretci sayacı


Aktif :
Bugün :
Toplam :
Anasayfa
Ramazan, Sahabe ve Biz

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Elhamdülillahi Rabbil âlemin.
Hamd; bizleri iman nimetiyle şereflendiren, Kur’ân ile hidayete erdiren, Ramazan gibi mübarek bir aya ulaştıran Yüce Rabbimize mahsustur.
Salât ve selâm; âlemlere rahmet olarak gönderilen, bizlere imanı, kulluğu ve güzel ahlâkı öğreten Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.), onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen tüm müminlerin üzerine olsun.
 
Aziz kardeşlerim,
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:
“Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.”
(Beyhakî, el-Medhal, s.164; Kenzü’l-Ummâl, h. no:1002)
Kur’ân’ın doğrudan muhatapları olan o ayrıcalıklı nesil, vahyin hayatları dirilten mesajlarını ilk kez duyan ve bu mesajları hayatlarında ilk kez uygulayan kimselerdi. Onların Kur’ân ile çok canlı bir ilişkileri vardı. Her gün, “Bugün Allah bize ne söyleyecek?” heyecanı ile yaşıyorlardı.
İşte bu heyecanı en üst düzeyde yaşadıkları bir zaman diliminde, hicretin ikinci yılında Ramazan ayının tamamının oruçla geçirilmesi emrine muhatap oldular. Nübüvvetin geride kalan on beş yılından sonra böyle bir emre muhatap olan sahabe nesli, büyük bir coşku ve heyecan ile öteden beri kutsal saydıkları bu aya daha da fazla önem vermeye başladı.
Bu bahtiyarlar topluluğunun muallimi olan Efendimiz (s.a.v.), oruçla birlikte birçok güzel ibadeti de bu güzide neslin gündemine taşıdı. Önce Ramazan gecelerinin ziyneti olan teravih namazı ile tanıştılar. Allah Resûlü (s.a.v.), birkaç gece mescitte kıldığı bu namazları ümmetinden bazılarının farz zannetmemesi için daha sonra evinde kılmıştı. Ancak sahabe nesli bu ibadeti hiçbir zaman terk etmedi. Hz. Ömer (r.a.) döneminde ise teravih namazı yeniden cemaatle eda edilmeye başlandı.
Böylece oruç ve teravih, Medine’deki o ilk neslin büyük bir coşku ve heyecan ile ihya ettiği ibadetler hâline geldi.
 
Aziz kardeşlerim,
Sahabe nesli Bakara Sûresi’nin 185. ayetinden Ramazan’ı on bir aya sultan yapan en önemli hakikati de öğrenmişti. Bu hakikat, Kur’ân’ın bu ayda nazil olmaya başlaması idi. Yani Ramazan, vahyin doğum ayıydı.
Öyleyse bu ay, Kur’ân’ın şanına yakışır bir şekilde ihya edilmeliydi.
Sahabe nesli bunu bildiği için Ramazan’da bol bol Kur’ân okur, ayetleri üzerinde tefekkür ederdi. “Rabbim bana ne diyor? Ne demek istiyor? Benden ne istiyor?” sorularının cevabını ararlardı. Bizim mukabele dediğimiz Kur’ân okumalarını onlar sadece yüzünden okumakla bırakmaz, aynı zamanda ayetler üzerinde derin bir tefekkür ederlerdi.
Allah’ın ne dediğini Kur’ân’ın lafzında ve manasında, ne demek istediğini ise ayetin maksadında ararlardı.
Ramazan’ın bu coşku ve heyecanı son on güne girildiğinde zirveye ulaşırdı. Çünkü son on gün itikâf günleriydi. Bu günler, beşerin melekleşme yolunda yürümeye başladığı günlerdi. Bu günler, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin aranması gereken günlerdi. Bu günler, Allah ile kurbiyetin yani yakınlığın en üst seviyede kurulması gereken günlerdi.
İtikâf ile Allah’ın zimmeti altına giren o güzide nesle Efendimiz (s.a.v.) bir şeyi daha öğretiyordu: Fıtır sadakası.
Bu sadaka, zekâttan ayrı olarak her fıtrat sahibinin Allah adına vermeyi öğrenmesi ve toplum içindeki dayanışmayı güçlendirmesi için yerine getirilmesi istenen bir sorumluluktu.
 
Aziz kardeşlerim,
O ilk nesil bu bereketli ayın sonunda bir de ödül olduğunu öğrendi: bayram. İlk kez bayram yapmanın heyecanını yaşayacaklardı. Bayram, Ramazan’ı uğurlamanın hüznünü biraz olsun hafifletecek ve elde edilen güzellikleri muhafaza etme azmini güçlendirecekti.
Sahabenin Ramazan’ını ana hatlarıyla böyle anlatabiliriz. Ancak burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir:
Sahabe nesli Ramazan’a mahsus bir Müslümanlık yaşamıyordu. Onlar zaten kulluklarını hayatlarının merkezine koymuş bir nesildi. Ramazan geldiğinde ise o kulluk daha da zirveye çıkıyordu.
 
Onlar Peygamber’in sahabîleri, biz ise o kutlu Nebî’nin kardeşleriyiz. Bu müjdeyi veren bizzat Efendimiz’dir (s.a.v.). O şöyle dua ediyordu:
“Ya Rabbi! Onların yaptıkları bir ameli on kat yaz.”
Yani bir yapıp on kazanacak bir ümmetteniz.
O hâlde Ramazan bizler için Resûlullah’ın kardeşleri olma şerefini kazanacağımız büyük bir fırsata dönüşmelidir. Öncesinde samimi bir muhasebe, sonrasında güçlü bir irade ile kulluk yolunda yürümeyi öğretmelidir.
 
Eğer Ramazan gerçekten on bir ayın sultanı gibi ihya edilirse, ayların imamı olacak; öne geçecek ve arkasından diğer on bir ayı da sürükleyecektir.
 
İnşallah Rabbimiz, sahabenin iman yolundaki coşkusunu ve heyecanını bizlerde de diriltir. Bizleri Ramazan’ı hoş eden, hoş etmeye gelen bu bereketli zamanı güzelce uğurlayan kullarından eylesin.
والسلام عليكم ورحمة الله وبركاته
 
Cafer SARI
Çukurova Seyyid Abdulkadir Geylani İlim İrfan Meclisi Derneği - İstişare Heyeti Üyesi
 
İrfan Meclisi İlmi Araştırmalar Merkezi - Adana 2026
Seyyid Muhammed Karamani ks Kimdir?
Hava Durumu
Ziyaretçilerimizden Gelen Mesajlar
Kayıtlı Video Bulunmamaktadır.
tarih
Hakkımızda

Hakkımızda
Misyon
Vizyon
İletişim

Telefon : 05446885258

Adres : İmaret Mah. 154. Sokak 7/1 Merkez KARAMAN
© Copyright 2012 Her Hakkı Saklıdır
Proteks Bilisim Teknolojileri
Aktif :
Bugün :
Toplam :