
Takvim yaprakları ile birlikte ömür sermayemiz de hızla tükeniyor. Ne zaman yaşı hayli ilerlemiş bir büyüğümle sohbet etsem ne ara o yaşına geldiğin sorgularken buluyorum. Gençlik anıları, daha sanki dün evlendiği, ilk çocuğunun haberini aldığında duyduğu heyecan ve daha nice hatıralar gözünde canlanıveriyor. Sahi ya neydi bu ömür? Bir fısıltı gibi sessiz sedasız bitiyor. Gelenler gidiyor, gidenlerin yerine yenileri geliyor. Doğduğu mahallenin sokağında top oynayan bir çocuk, çarşıda işine dalmış bir esnaf, yavrusunu bağrına basan bir anne, evi için ter döken bir baba, Aktekke Camii avlusunda bir ikindi namazını bekleyen yaşlılar, Ahmet Yesevi camii avlusunda kaldırılmayı bekleyen cenazeler… Hepsi aynı gün aynı dakika içinde olsa aslında aynı kişinin yaşam öyküsü bunlar. Bekir Sıtkı ne güzel ifade etmiş:

Soru:
- Muhterem Efendim
İslam'da namazı terk etmenin hükmü nedir?
Kıymetli kardeşlerim;
Ulemanın ittifakı ile namaz,
Şu bir hakikattir ki;

İnsanlık alemi şahittir ki Hz. Adem’den bugüne milyonlarca insan bu fani dünyada yaşayıp, ebedi yurdumuz olan ahirete göçmüşlerdir. Bu insanların birçoğunun adı sanı unutulurken iki kısım insan topluluğu kıyamete kadar anılmaya devam edecektir. Bu kimseler ibret alınanlar ve örnek alınanlar olarak ikiye ayrılır.
İbret alınanlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmış ve insanların canlarını, mallarını, huzurunu işgal altına almışlardır. Örnek alınanlar ise bu kimselerin ve de şeytanın karşısına dikilerek insanlığa ışık saçıp, onlara bu dünya imtihanında rehberlik etmişlerdir. Örnek alınanlar her zaman hayırla yad edilirken; ibret alınanlar lanetle anılmıştır, hiç kimse ben o lanetlinin soyundan geliyorum dememiştir.

Arapça’da "el-Cîlî", Farsça’da "Gîlî" veya "Gîlânî", Türkçe’de ise "Geylânî" şeklinde telafüz
edilen bu yüce şahsiyetin tam adı, Muhyiddin Ebû Muhammed Abdulkâdir b. Ebî Sâlih Mûsâ
Zengîdost el-Geylânî’dir.
Tarikat ehli katında "imam-ı eimme", şeriat ehli katında da "mahbub-u sübhanî" ve
muhyiddin lakablarıyla meşhur olmuşlardır. Devamı için tıklayın....

Tasavvuf hakkında Pirimiz Abdulkadir Geylani (r.a) şöyle buyurmaktadır;
Tasavvuf; Allah'a karşı sadık olmak, insanlara karşı güzel ahlaklı olmaktır. Allah'a karşı sadık olmak, kulluk için geldiğimiz bu dünyada Allah'ın kanunlarını çiğnememek, haramlardan ve şüpheli şeylerden uzak durmaktır. İnsanlara karşı güzel ahlaklı olmak ise, şahsımıza yapılan eziyetlere tahammül etmek fakat Allah'ın çizdiği çizgiye hakaret edenlere ise muhalefet etmektir.
Tasavvufun kaynağı Cibril hadisi diye bildiğimiz şu Hadis-i Şerif’te geçen ‘’İhsan’’ kavramıdır.